Türkiye'nin Kaybolan Karanlığı
On dört yıllık gece haritası serisi tek eğride okunduğunda beklenmedik bir örüntü çıkıyor: ulusal ışık yoğunluğu endeksi %70 arttı ve artışın en büyüğü en karanlık bölgelerde yaşandı. Gaziantep üç buçuğa katlandı, Doğu Anadolu kırsalı İstanbul'un altı katı hızla parladı. Gözlem yapılabilecek son sığınaklar bu yüzden kapanıyor. Yazı ayrıca melatonin, güvenlik, enerji ve yirmi beş yıldır bekleyen yönetmelik başlıklarını da ele alıyor.
Künye
- Kategori
- Seviye
- Okuma
- 32 dk okuma
- Yazar
- Astrohub
- Yayın
- 31 Ağustos 2026
Karanlık bir gökyüzü bulmak için şehirden ne kadar uzaklaşmanız gerektiğini biliyorsanız, bu yazının konusunu zaten yaşıyorsunuz. On yıl önce kırk dakikalık bir yol yeterliydi, bugün aynı gökyüzü için iki saat sürüyorsunuz. Bu kişisel bir izlenim değil, ölçülebilir bir değişimin gündelik hayattaki karşılığı.
Elimizde 2012'den 2025'e uzanan on dört yıllık bir gece haritası serisi var. Kareleri tek tek açtığınızda pek bir şey görmezsiniz, çünkü iki komşu yıl birbirinin neredeyse aynısıdır. Ama on dördünü üst üste koyup tek bir eğriye indirdiğinizde beklemediğimiz bir örüntü ortaya çıkıyor. Türkiye'nin gece ışığı yalnızca artmadı. En hızlı artış, en karanlık yerlerde yaşandı.
Bu ayrım önemli, çünkü kaybın nerede yaşandığını değiştiriyor. İstanbul'un biraz daha parlaması hiçbir şeyi bozmaz, orası zaten kırk yıldır gözlem yapılamayan bir yer. Asıl mesele, hafta sonu gidilebilecek karanlık noktaların birer birer kapanması.
Yazının ikinci yarısında sayıların ötesine geçiyoruz, çünkü ışık kirliliği gökbilimcilerin konforuyla ilgili bir mesele değil. Uykumuzu, göç eden kuşların yönünü, kaplumbağa yavrularının denizi bulmasını, elektrik faturasını ve soluduğumuz havayı aynı anda ilgilendiriyor. O bölümlerde Bülent Aslan'ın Işığın Kirli Yüzü: Işık Kirliliği kitabına yaslanıyoruz. Türkçede konuyu bu genişlikte ele alan ilk kaynak odur ve aşağıdaki sağlık, güvenlik, enerji başlıklarındaki araştırma sonuçlarının çoğu oradan geliyor.
Kısa özet
- Ulusal ışık yoğunluğu endeksi on dört yılda %70 arttı. Yıllık bileşik büyüme %4,2 ve bu hızda bir eğri her 17 yılda katlanıyor.
- Artış her yerde aynı değil. Büyük illerde %54, kırsalda %79. Aradaki tampon kapanıyor ve kapanma yönü kötü, çünkü kentler kararmıyor, kırsal aydınlanıyor.
- En hızlı parlayan yerler 2012'de en karanlık olanlar. Gaziantep %250 arttı, yani yılda %10,1. Doğu Anadolu kırsalı %180 artarken İstanbul yalnızca %22,7 arttı.
- Yüksek yoğunluklu yüzey payı iki katından fazla büyüdü, %1,68'den %3,58'e çıktı. Ortalama parlaklıktan çok parlak alanın yayılması söz konusu.
- Serideki tek gerileme 2020 yılında, %1,1 düşüşle. Ertesi yıl kaybettiğinden fazlasını geri aldı ama bir şeyi kanıtladı: bu kirlilik, anahtarın kapatıldığı gece düzeliyor.
- Türkiye'de ilk dış aydınlatma yönetmeliği taslağı 2001'de hazırlanıp bakanlığa sunuldu. Yirmi beş yıl sonra hâlâ yürürlükte bir yönetmelik yok. Yeni bir taslak Mart 2026'da yeniden sunuldu.
Önce şunu netleştirelim: ne ölçtük
Sayılara girmeden önce açıkça söylenmesi gereken bir şey var, çünkü sonraki her cümlenin nasıl okunacağını belirliyor.
Buradaki endeks göreli bir göstergedir. Yıllık gece haritalarının ışık yoğunluklarından türetildi ve nW·cm⁻²·sr⁻¹ cinsinden fiziksel bir birim taşımıyor. "Türkiye'nin endeksi 25,8" cümlesinin tek başına bir karşılığı yok. Anlamlı olan, aynı yöntemle ölçülmüş yılların birbirine oranı. Oranlar, sıralamalar ve eğilimler sağlam, mutlak değerler değil.
Uydu temelli gece ışığı verisi, yeryüzünden yukarı kaçan ışığı görür. Sizin zenitte ölçtüğünüz SQM değeri ise nem, aerosol, kar örtüsü, ufuk yönü, ay fazı ve en yakın armatürün açısıyla birlikte oluşur. İkisi ilişkilidir ama aynı büyüklük değildir. Bu yüzden aşağıdaki sayıları bölgesel eğilim olarak okuyun, saha ölçümünüzün yerine koymayın.
Bir sınırlılık daha var ve bu, bulguları olduğundan zayıf gösteriyor. Uydu sensörleri, beyaz LED'lerin yoğun yaydığı 500 nanometre altındaki mavi ışığı iyi göremez. Oysa insan gözünün gece en duyarlı olduğu bant tam orasıdır. Yani gerçek görsel bozulma, büyük olasılıkla burada ölçtüğümüzden daha hızlı ilerliyor.
Nitekim öyle. Kyba ve arkadaşlarının 2023'te Science dergisinde yayımladığı çalışma, 51 binden fazla çıplak göz gözlemine dayanıyor. Globe at Night verisiyle yapılan bu analiz, gökyüzü parlaklığının yılda %9,6 arttığını buldu. Bu, uydu ölçümlerinin gösterdiğinin neredeyse beş katı. Bizim %4,2'lik yıllık değerimiz iki sınırın arasında, uydu tarafına yakın duruyor.
Ulusal eğilim: kesintisiz tırmanış, tek duraklama
Endeks 2012'de 15,19 iken 2025'te 25,82'ye çıktı. Yıllık bileşik büyüme %4,2. Kulağa mütevazı gelen bu sayı, on yedi yılda ikiye katlanma anlamına geliyor. Bugün doğan bir çocuk üniversiteyi bitirdiğinde Türkiye'nin gece ışığı iki katına çıkmış olacak.
Eğri düz bir doğru değil. Yıllık değişimlere baktığımızda üç ayrı dönem çıkıyor ortaya ve her birinin kendi hikâyesi var.
2013 ile 2019 arası: hızlı tırmanış
Yıllık artış %5,2 ile %7,9 arasında salındı. Yalnızca 2015 ile 2019 arasındaki dört yılda endeks %29 büyüdü. Bu, ülke genelinde yaygın LED dönüşümüyle yoğun yapılaşmanın üst üste bindiği dönem. LED'in kendisi kötü bir teknoloji değil. Sorun, aynı direğe eskisinden çok daha fazla lümen asmanın ucuzlaması ve kimsenin bunu sorgulamaması.
2020: tek gerileme
Endeks %1,1 düştü. Bu düşüş on ilin sekizinde görülüyor: İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Gaziantep, Kayseri ve Diyarbakır. İlginç olan, Adana ile Konya'nın artmayı sürdürmesi. İkisi de tarım ve sanayi ağırlıklı, hizmet sektörü kapanmalarından daha az etkilenen iller. Verinin gerçekten ekonomik etkinliği izlediğini gösteren küçük ama ikna edici bir ayrıntı.
2021 ile 2025 arası: yavaşlayan ama durmayan artış
Yıllık ortalama %2,3'e indi. Yavaşlama gerçek, ancak bir düzelme değil. Beş yılda toplam %9,5 artış var ve eğri hiçbir yıl aşağı dönmedi.
Bu düşüşü bir "iyileşme" saymak yanıltıcı olur, çünkü 2021'de %5 sıçrayarak kaybettiğinden fazlasını geri aldı. Ama bir şeyi kanıtladı: ışık kirliliği, atmosferde birikmeyen tek kirliliktir. Yarılanma ömrü yok, toprakta kalmıyor, okyanusu asitlendirmiyor. Bir armatür değiştirildiği gece etkisi bitiyor. Bu, çevre sorunları arasında ender bir ayrıcalık.
Ortalamanın yükselmesi tek başına yanıltıcı olabilir, çünkü birkaç noktanın çok parlaması da ortalamayı yukarı çeker. Asıl gösterge, yüzeyin ne kadarının eşiği aştığı. Yüksek yoğunluklu pay %1,68'den %3,58'e çıktı ve "çok yüksek" kategorisi on dört yılda tam olarak ikiye katlandı. Ortalama %70 artarken yüksek yoğunluklu alanın %113 artması, ışığın merkezlerden çevreye yayıldığını söylüyor.
On dört yıl, on dört kare
Sayılar bir şeyi anlatır, haritalar başka bir şeyi. Aşağıdaki kaydırıcıyı çekerek yılları tek tek gezebilirsiniz. Batı kıyısındaki lekelerin birleşmesini, İç Anadolu'da yeni odakların belirmesini ve güneydoğuda daha önce boş olan alanların dolmasını izleyin.
Serinin iki ucunu yan yana koymak, on dört yılın toplamını tek bakışta görünür kılıyor. Sürgüyü sağa sola çekin.
En belirgin fark batı kıyısında değil, orası 2012'de de parlaktı. Asıl değişim İç Anadolu ve Güneydoğu'da. 2012'de kesintili olan ışık dokusu 2025'te sürekliye yaklaşıyor.
Kadraj komşu ülkeleri de kapsıyor ve orada ters yönde bir örnek var. Suriye'nin 2012'de parlak olan kuzeybatısı 2025'te kararmış durumda. Kimsenin arzu etmeyeceği bir "iyileşme", ama ölçümün gerçekten yeryüzündeki etkinliği izlediğini gösteriyor.
Asıl bulgu: karanlık olan hızlı parladı
Bu yazının en önemli sayısı bir toplam değil, bir sıralama. İlleri 2012'deki başlangıç değerine göre dizip yanlarına on dört yıllık yüzde değişimi koyduğunuzda ilişki ters yönlü çıkıyor. Başlangıçta ne kadar karanlıksa, artış o kadar büyük.
İstanbul 2012'de zaten 40,6 endeksindeydi ve on dört yılda %23 arttı. Doygunluğa yakın, çünkü doldurulacak karanlık kalmamış. Gaziantep ise 6,6'dan başladı ve %250 artarak 23,2'ye çıktı. Yıllık bileşik hıza çevirdiğimizde fark daha da keskinleşiyor: İstanbul %1,6, Gaziantep %10,1. Altı katından fazla.
Bir ölçek fikri vermek gerekirse, Gaziantep'in 2025 değeri Ankara'nın 2012'deki değerinden yüksek. Yani on üç yıl önce orta büyüklükte bir Anadolu ili ne kadar aydınlıksa, bugün eskiden çok daha karanlık olan iller o eşiği aşmış durumda.
Kentsel doygunluk, kırsal patlama
Aynı örüntü bölge ölçeğinde de geçerli. Büyük illerin ortalaması %54 artarken kırsal ortalama %79 arttı. Bileşik hızda bu %3,4'e karşı %4,6 demek.
Kırsalı altı bölgeye ayırdığımızda tek bir kırsal Türkiye olmadığı görülüyor. Batı Anadolu ve Ege kırsalı zaten aydınlıktı, yavaş arttı ve on dört yılda %35'te kaldı. Doğu Anadolu kırsalı ise 5,9'dan başlayıp %180 artarak 16,6'ya çıktı.
Bir gözlem gecesi için gereken şey, ülke ortalamasının düşük olması değil. Arabayla bir saat mesafede karanlık bir nokta bulunabilmesi. Kırsalın kentten hızlı artması tam olarak bu tampon bölgenin tükenmesi demek. Türkiye'nin geriye kalan en iyi gözlem coğrafyası, aynı zamanda en hızlı kaybedilen coğrafya.
Peki bu, okülerde ve sensörde neye denk geliyor?
Şimdiye kadarki her şey soyut bir endeksti. Onu sahadaki karşılığına çevirelim.
Gökyüzü parlaklığı arttıkça görülebilen en sönük yıldızın kadiri düşer ve bu ilişki kabaca logaritmiktir. Parlaklık iki katına çıktığında limit kadir yaklaşık 0,75 kadir azalıyor. Her kadirlik kayıp ise görünen yıldız sayısını yaklaşık üçte bir oranında kırpıyor. Gökbilimciler bu basamakları Bortle ölçeğiyle adlandırır.
Bu ölçeğin sayısal karşılığı, açısaniye kare başına kadir cinsinden verilen gökyüzü parlaklığıdır. Bülent Aslan'ın kitabındaki sınıflandırmaya göre şehir içi gökyüzü 18 kadirin altında, banliyö 19,1 ile 20,4 arasında, kırsal 21,3 ile 21,5 arasında, kusursuz gökyüzü ise 21,7 ile 22,0 arasında. Kadir ölçeği logaritmik olduğu için buradaki 2,5 kadirlik fark, ışık şiddetinde on kat demek. Yani şehir merkeziyle gerçek karanlık arasındaki mesafe, sayıların uzaklığından çok daha büyük.
Astrofotoğrafta bu kayıp doğrudan süreye çevrilir. Gökfon arttıkça görüntüden çıkarılabilen ortalama seviye değil, çıkarılamayan foton gürültüsü büyür. Gradyan giderme fonun ortalamasını alır ama gürültüsünü alamaz. Sonuç şu: aynı sinyal gürültü oranına ulaşmak için daha çok saat gerekiyor.
Bu rapordaki endeks Bortle'a kalibre edilmiş değil, o yüzden "Doğu Anadolu 3'ten 5'e geçti" diyemeyiz. Ama yön tartışmasız. On dört yılda %180 artan bir bölgede sınıfın en az bir tam basamak bozulmamış olması olası değil. Ve bir basamak, gözlemcinin görebileceği gökada ve bulutsu sayısının yarıya inmesi anlamına geliyor.
Karşılaştırma için: dünyada durum ne?
2016 tarihli Dünya Yapay Gece Gökyüzü Parlaklığı Atlası, dünya nüfusunun %80'inden fazlasının, Avrupa ve ABD nüfusunun ise %99'undan fazlasının ışık kirliliğine maruz bir gökyüzü altında yaşadığını hesaplamıştı. Samanyolu, insanlığın üçte birinden fazlası için artık görünmüyor. Avrupalıların yaklaşık %60'ı, Kuzey Amerikalıların ise %80'i onu yaşadıkları yerden göremiyor.
Aynı atlas Avrupa için çarpıcı bir mesafe hesabı da veriyor. Kıtanın fiziksel merkezi sayılabilecek Neuchâtel'de yaşayan birinin bozulmamış bir gökyüzüne ulaşması için İskoçya, Cezayir ya da Ukrayna yönünde 1360 kilometreden fazla yol gitmesi gerekiyor. Avrupa kara sınırları içinde kusursuz gökyüzü kalmadı.
Türkiye bu tablonun içinde henüz görece şanslı, çünkü doğu yarısında hâlâ gerçek anlamda karanlık alanlar var. Bu yazının bütün mesele ettiği şey, o şansın ne kadar hızlı tükendiği.
LED geçişinin görünmeyen bedeli
Eski yüksek basınçlı sodyum lambalar dar bir tayf bandında ışık yayıyordu. Bu, ışık kirliliği filtrelerinin işini kolaylaştırıyordu, çünkü bastırılacak çizgiler belliydi. Beyaz LED ise geniş ve sürekli bir tayfa sahip. Bastıracak tek bir çizgi yok, bütün görünür bandı kaplayan bir zemin var.
Dahası, mavi bileşen atmosferde daha çok saçılır. Aynı lümen, soğuk beyaz bir kaynakta sıcak bir kaynağa göre belirgin biçimde daha geniş bir gök parıltısı üretir. Aynı fizik gözün gece duyarlılığı için de geçerli.
Gökbilim açısından işi daha da zorlaştıran bir ayrıntı var. Doğal gökyüzü 440 nanometrede, 550 nanometredekinin ancak %45'i kadar parlaktır. Yani gökyüzünün doğal olarak en karanlık olduğu bölge, beyaz LED'in en çok ışık yaydığı bölge. Aslan'ın kitabı bunu açıkça söylüyor: gözlemevlerinin kurulduğu bölgeler, aynı miktardaki mavice zengin ışıktan, eski sodyum lambalarına kıyasla daha fazla zarar görüyor.
Pratik karşılığı tek cümleye sığıyor: dış aydınlatmada 3000 K ve altı. Gökyüzü ve yaban hayatı açısından hassas alanlarda 2200 K kehribar. Bu, ışığı azaltmadan etkiyi yarıya indiren nadir kararlardan biri.
Gökyüzü, kaybın yalnızca en görünür kısmı
Işık kirliliğini gökbilimcilerin konforu sanmak yaygın bir yanılgı. Yeryüzünde yaşayan hemen her tür, milyonlarca yıl boyunca güvenilir biçimde tekrarlanan tek bir sinyale göre ayarlandı: gündüz ile gecenin değişimi. Yapay aydınlatma, evrimsel ölçekte göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir sürede o sinyali sildi.
Göçmen kuşlar
Gece göç eden kuşlar yön bulmak için yıldızlardan ve gökyüzünün ışık örüntüsünden yararlanır. Parlak, yukarı yönlü aydınlatma bu örüntüyü bozuyor. Kuşlar huzmenin içinde saatlerce daire çiziyor, yağ rezervlerini tüketiyor, aydınlatılmış yapılara çarpıyor. 2018 tarihli küresel bir analiz, ışık kirliliğinin en yoğun olduğu alanların gece göç koridorlarıyla çakıştığını gösterdi.
Bu, Türkiye için özellikle can alıcı. Ülke, Avrupa ile Afrika arasındaki göç yollarının en dar boğazlarından birinde. Boğazlar ve Doğu Akdeniz kıyısı her yıl yüz binlerce kuşun geçtiği hatlar. Bu raporda Doğu ve Güneydoğu kırsalında ölçtüğümüz hızlı artış, tam o koridorların üzerinde gerçekleşiyor.
Böcekler
Işık kaynakları böcekler için bir tuzak işlevi görüyor. Çevresinde toplanan bireyler beslenme, tozlaşma ve üreme döngüsünden kopuyor, yırtıcılara açık hâle geliyor ve sabaha kadar tükeniyor. Böcek biyokütlesindeki küresel gerilemenin nedenleri çok bileşenli. Tarım ilaçları, habitat kaybı ve iklim bu listenin başında geliyor, ama yapay gece ışığı da son yıllarda giderek daha fazla yer tutuyor. Böcekler besin ağının ve tozlaşmanın tabanında olduğu için etki tek bir türle sınırlı kalmıyor.
Deniz kaplumbağaları
Türkiye kıyıları Caretta caretta ve Chelonia mydas için Akdeniz'in en önemli yuvalama alanları arasında. Yumurtadan çıkan yavrular denizi, ufkun karadan daha parlak olması sayesinde buluyor. Kıyıya yakın aydınlatma bu ilişkiyi tersine çeviriyor ve yavrular denize değil ışığa yöneliyor.
Bunun güzel tarafı, çözümün de aynı ölçüde doğrudan olması. Yuvalama mevsiminde kıyı aydınlatmasının kısılması, aşağı yönlendirilmesi veya kehribar renge çevrilmesi ölçülebilir bir fark yaratıyor. Fethiye'den Samandağ'a uzanan kıyı şeridinde bu, bugün uygulanabilir bir karar.
Uykumuz: karanlıkta salgılanan bir hormonun hikâyesi
Gece maruz kaldığımız fazla ışığın sağlığımızı nasıl etkilediğini çoğumuz bilmeyiz. Oysa bu, ışık kirliliği literatürünün en çok çalışılmış başlıklarından biri. Aşağıdaki bulguların büyük kısmı Bülent Aslan'ın kitabındaki derlemeden geliyor.
Yirmi dört saatlik gündüz ve gece döngüsü, canlıların fizyolojik süreçlerini belirleyen bir ritim kurar. Buna sirkadiyen ritim, günlük çevrim ya da kısaca biyolojik saat deniyor. Bütün canlılar gibi insan da bu saate uyumlu evrimleşti. Onu ayarlayan hormonun adı melatonin ve melatonin yalnızca geceleyin, yalnızca karanlıkta salgılanıyor.
Melatoninin işi uyku getirmekle bitmiyor. Hücreleri yeniliyor, yaşlanmayı geciktiriyor, antioksidan görev üstleniyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, kolesterolü düşürüyor. Tiroit, pankreas, böbrek üstü bezleri ve üreme sistemlerinin düzgün çalışmasına yardım ediyor. Halk arasında karanlık hormonu denmesi boşuna değil.
Mekanizma şöyle işliyor. Gözün retina tabakasındaki ışığa duyarlı sinir hücreleri, aldıkları bilgiyi beynin ortasındaki epifiz bezine iletiyor. Ortam karardıktan sonra melatonin üretimi başlıyor ve kana karışıyor. Kandaki miktar arttıkça hareketler yavaşlıyor, uyku cazip hâle geliyor. Sabah güneş ışığıyla gelen sinyal üretimi durduruyor ve döngü baştan başlıyor. Gece gözlere ulaşan yapay ışık, özellikle mavi ağırlıklı beyaz LED, bu üretimi baskılıyor ve ritmi kaydırıyor.
Biyolojik saatin nasıl çalıştığını anlamaya yönelik çalışmalar iki Nobel ödülü getirdi. 2015 Kimya ödülü Aziz Sancar, Tomas Lindahl ve Paul Modrich'e, 2017 Tıp ödülü Jeffrey Hall, Michael Rosbash ve Michael Young'a verildi. Yani burada anlatılan şey bir kenar tartışması değil, çağdaş biyolojinin merkezinde duran bir konu.
Kanıtın nereden geldiği
Işığın melatonini baskıladığını gösteren en çarpıcı çalışmalar görme engelli hastalarla yapıldı. Gece uykusunda parlak ışığa maruz bırakılan hastalarda melatonin baskılanması ölçüldü ve azalma miktarının, normal görüşe sahip kontrol grubundan çok da farklı olmadığı görüldü. Aynı deney gözler bir bantla kapatılarak tekrarlandığında ise melatonin salgısında hiçbir azalma olmadı. Karanlıkta uyumanın, hatta yalnızca bir göz bandı takmanın, ne kadar işe yaradığını bundan daha net anlatan bir sonuç zor bulunur.
Uzun süreli baskılanmanın sonuçları da ölçüldü. Finlandiya'da 1983 ile 1996 arasındaki kayıtlar incelenerek 10.935 kadın görme kaybı derecesine göre sınıflandırıldı. Görme kaybı arttıkça, yani ışık melatonini daha az baskıladıkça, meme kanseri oranlarında anlamlı bir düşüş bulundu. Japonya'da 14.052 erkek işçiyle yapılan ve sekiz yıl süren takip çalışmasında ise prostat kanseri riskinin en yüksek olduğu grup, döner vardiyalarla çalışanlar çıktı. En düşük risk gündüz çalışanlarda, orta seviye risk düzenli olarak gece çalışanlardaydı.
Dünya Sağlık Örgütü 2007'den beri, biyolojik saat bozulmasına yol açan vardiya çalışmasını olası kanserojen olarak listeliyor. Lösemi ve benzeri hastalıkların tedavisinde hastaların karanlık ortamda yatırılmasının istenmesi de aynı gerçeğe dayanıyor.
Bu yalnızca vardiyalı çalışanların meselesi değil
İsrail'de yapılan bir çalışma, uydu görüntülerini kullanarak yerleşim yerlerinin gece ışık seviyelerini belirledi ve bunları kanser vakalarıyla eşleştirdi. Sonuç şu: en aydınlık bölgelerde yaşayan kadınlarda meme kanseri riski, en karanlık bölgelerdekilere göre belirgin biçimde yüksek çıktı. Erkeklerde prostat kanseri için de benzer bir örüntü görüldü. Analizler bölgenin sosyoekonomik düzeyi, etnik köken, yaş, doğum oranları ve nüfus gibi sonucu etkileyebilecek çok sayıda değişkeni hesaba katarak yapıldı.
Nedensellik zincirinin her halkası tek tek kanıtlanmış değil ve bunu olduğundan kesin anlatmak doğru olmaz. İstatistiksel ilişki ile neden sonuç ilişkisi aynı şey değildir. Ama iki şey tartışmasız: maruziyet artıyor ve bu yazı Türkiye'de o maruziyetin on dört yılda %70 büyüdüğünü ölçüyor.
Yatak odasına dışarıdan ışık giriyorsa karartma perdesi en ucuz çözüm. Uyumadan önceki saatlerde ekranların gece moduna alınması ve evdeki aydınlatmanın sıcak renge çekilmesi de aynı yönde çalışıyor. Bunlar küçük görünen ama etkisi ölçülmüş müdahaleler.
Yaygın bir inanç: "daha çok ışık, daha çok güvenlik"
Aydınlatmayı savunurken en sık kullanılan gerekçe güvenliktir. Sezgiye uygun geliyor, ama veriyle test edildiğinde beklendiği kadar sağlam durmuyor.
Önce fiziğe bakalım. Kötü tasarlanmış parlak bir armatür, aydınlık ve karanlık alanlar arasında keskin bir kontrast yaratır. Göz parlak noktaya uyum sağladığı için, aydınlatılan alanın dışında kalan yerler neredeyse görünmez hâle gelir. Derin gölgeler ve saklanmaya elverişli bölgeler ortaya çıkar. Yani beklenenin tam tersi olur ve aydınlatma suçu gizleyen bir koşul üretir. Ayrıca yürürken görmemiz gereken yer göz hizasının üstü değil, yerdir. Doğrudan göze gelen ışık yalnızca rahatsız etmez, görme yetisini de bozar.
Sonra sahaya bakalım. 2015 yılında İngiltere ve Galler'de 62 bölgede yapılan inceleme, yetkililerin ışık şiddetini azaltmasının, belli saatlerde kapatmasının, hatta tamamen kapatmasının trafik kazalarını ve suç oranlarını etkilemediğini gösterdi. Chicago'da 2000 yılında yapılan dış alan aydınlatma çalışması ise ters yönde bir sonuç buldu: parlak aydınlatma yapılan yerlerde suç miktarı arttı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu'nun 2004 ile 2013 arasını kapsayan konut hırsızlığı istatistikleri de aynı yöne işaret ediyor. Vakaların yaklaşık %30'u gece, %50'si gündüz gerçekleşmiş, %20'sinin zamanı belirlenememiş. Işık gerçekten hırsızlığı önleseydi, gündüz saatlerinde ya hiç suç olmaması ya da geceden az olması gerekirdi.
Almanya, komşularına ve ABD'ye kıyasla çok daha az ışık kullanıyor. Amerikan şehirlerinde kişi başına düşen ışık, Almanya'dakinin beş katından fazla. Buna rağmen Almanya'daki hırsızlık oranı, uydu fotoğraflarında ışıl ışıl görünen Hollanda'nınkinin yalnızca üçte biri, Belçika'nınkinin ise yaklaşık yarısı kadar. Trafikte de benzer bir tablo var: milyar taşıt kilometresi başına düşen ölüm sayısı Almanya'da ABD ve Belçika'dan üçte bir oranında düşük.
Buradan çıkan sonuç, ışığı tümden reddetmek değil. Doğru soru "ne kadar çok" değil, "nereye ve nasıl" olmalı. Hırsızın ihtiyacı ne yaptığını görmek ama görünmemektir. Gereksiz aydınlatmayla onun işini kolaylaştırmamak, hiç değilse kendini belli edecek bir el feneri taşımaya zorlamak elimizde.
Faturanın ve havanın hesabı
Uzaya kaçan ışık yalnızca gökyüzünü kapatmıyor. Üretilmiş, iletilmiş ve parası ödenmiş bir enerjinin hiçbir işe yaramadan harcanması anlamına geliyor.
Uluslararası Karanlık Gökyüzü Birliği'nin araştırmasına göre dış aydınlatmada kullanılan ışığın %30'u boşa gidiyor. Bu yanlış uygulamaların maliyeti ABD'de yılda 3,5 milyar dolar olarak hesaplandı. İngiltere'de ise yılda 53 milyon sterlinlik bir enerji kaybı söz konusu.
Türkiye için elimizdeki ilk sayısal çalışma 1997 uydu görüntülerine dayanıyor. Sekiz büyük şehirden uzaya kaçan ışık enerjisi hesaplandığında yıllık kayıp İstanbul'da 13,6 milyon kilovatsaat, Ankara'da 6,8 milyon kilovatsaat, Bursa'da 1,8 milyon kilovatsaat çıktı. Türkiye toplamı 120 milyon kilovatsaatti. 2012'de Eskişehir özelinde yapılan pilot çalışmanın sonuçlarına göre ise ülke genelinde yılda yaklaşık 300 milyon lira tutarında enerji boşa gidiyor. Bu, 2018 fiyatlarıyla güncellenmiş bir tahmin ve aradan geçen yıllarda hem şehirler büyüdüğü hem tüketim arttığı için bugünkü rakamın çok daha yüksek olduğu biliniyor.
Buradan doğrudan hava kirliliğine geçiliyor. Boşa giden elektriği üretmek için yakılan fosil yakıt, atmosfere karşılıksız bir yük bırakıyor. Yalnızca ABD'de, uzaya kaçan yanlış aydınlatmanın atmosfere bedeli yılda 21 milyon ton karbondioksit olarak hesaplandı.
İlişkinin bir de doğrudan tarafı var. Gece havaya salınan kirleticileri temizleyen bazı kimyasal süreçler karanlıkta işliyor. Yapay ışık bu süreçleri yavaşlatarak kirliliğin havada daha uzun kalmasına yol açıyor. Yani ışık kirliliği ile hava kirliliği birbirini besleyen iki halka.
Çoğu çevre önleminde bir bedel ödersiniz. Burada tam tersi geçerli. Işığı doğru yöne çevirmek, gereğinden fazlasını kısmak ve boş saatlerde söndürmek aynı anda hem faturayı düşürüyor hem gökyüzünü koruyor hem de görüşü iyileştiriyor. Vazgeçtiğiniz şey yalnızca zaten kimsenin işine yaramayan ışık.
Işık nereye gidiyor?
Türkiye'de konuyla ilgilenen kaynakların ortak tanımı sade ve iyi kurulmuş: "Işık kirliliği, yanlış yerde, yanlış miktarda, yanlış yönde ve yanlış zamanda ışık kullanılmasıdır."
Bu tanımın en somut bileşeni yön, çünkü ölçülebiliyor ve doğrudan armatürün geometrisiyle belirleniyor.
Kitabın kullandığı sınıflandırma bu bileşenleri dört başlıkta topluyor ve isimlendirmenin kendisi bile öğretici. Aşırı aydınlatma, ihtiyaçtan fazla ışık kullanmak. Işık ihlali, ışığın komşu parselin bahçesine ya da yatak odası penceresine sızması. Göz kamaşması, doğrudan göze gelen ışığın görme yetisini bozması. Gök parlaması ise gökyüzüne kaçan ışığın atmosferdeki parçacıklara çarpıp saçılmasıyla oluşan o turuncu kubbe. Dördü ayrı sorun ve dördünün de çözümü farklı.
Armatürlerin yön açısından ölçüsü ULOR değeridir. Yani armatürden çıkan ışığın yüzde kaçının yatay düzlemin üzerine gittiği. Dört tipik gövdeyi yan yana koyduğunuzda mesele netleşiyor.
| Yanlış uygulama | Sonucu | Doğru karşılığı |
|---|---|---|
| Yukarı ve yana saçılan armatür | Gök parıltısı ve kamaşma | Tam kesimli, aşağı yönlü gövde (ULOR 0) |
| Gereğinden yüksek güç | Enerji israfı, sert kontrast, kör bölge | İhtiyaç kadar lümen ve dimleme |
| Soğuk beyaz LED | Mavi saçılma, güçlü biyolojik etki | 3000 K ve altı, hassas alanda 2200 K |
| Gece boyu açık dekoratif ışık | Boş saatlerde sürekli kayıp | Sensör, zaman rölesi, gece yarısı kısma |
Yirmi beş yıldır bekleyen yönetmelik
Bu yazıda anlatılan her şeyin bir kural karşılığı olabilirdi. Aslında bir zamanlar neredeyse oldu.
Aslan'ın kitabı Türkiye'deki mücadelenin tarihini ayrıntısıyla aktarıyor ve okurken insanı hem şaşırtan hem üzen bir süreklilik görülüyor. TÜBİTAK Bilim ve Teknoloji Politikaları Dairesi'nin eşgüdümüyle çalışan bir grup, 2001 yılına kadar süren çalışmalar sonunda bir Elektrik Dış Aydınlatma Yönetmeliği taslağı hazırladı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na sundu. Taslağın birinci maddesindeki amaç bugün de olduğu gibi geçerli: dış aydınlatmada enerjinin etkin kullanılması, gereksiz sarfiyatın önlenmesi, astronomik gözlemleri ve doğal hayatı olumsuz etkileyen ışık kirliliğinin engellenmesi. Dört bölüm ve altı ekten oluşan metin, armatürlerin nasıl olması gerektiğini örnekler ve standartlarla açıklıyor, aydınlatma alanlarını beş bölgeye ayırıyordu.
Sonuç alınamadı. Süreç 2002'de durma noktasına geldi. 2005'te taslağı bir kanun tasarısına dönüştürmek üzere yeni bir komite kuruldu ve o da 2006 başında önceliğini yitirdi. 2009'da TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi yönetimi tasarıyı güncelleyip yeniden sundu, yine belirsiz bir bekleyiş başladı.
Kitap bu tıkanmanın nedenini de açıkça koyuyor. Hükümetler bir çevre sorunuyla mücadeleye genellikle felaketten sonra başlıyor. Işık kirliliğinin etkileri ise bir anda felakete dönüşmediği için sıranın sonuna atılıyor. Buna, sivil toplumdan ve yerel yönetimlerden gelen talebin zayıf kalması ekleniyor. Vatandaşın aydınlatmaların ışıl ışıl olmasını istediği varsayımı, çoğu zaman kamu yararı adına konunun kapanmasına yetiyor.
Mart 2026: masada yeni bir taslak var
Konu geçtiğimiz aylarda yeniden hareketlendi. Elektrik Tesisat Portalı bünyesindeki Işık Kirliliği Çalışma Grubu'nun hazırladığı yeni bir Işık Kirliliği Yönetmelik Taslağı, 5 Mart 2026'da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü'ne sunuldu. Metin, TS EN 12464-2 standardının 2024 güncellemesi dikkate alınarak yazıldı.
Taslağın getirdikleri, bu yazıda anlattığımız fizikle birebir örtüşüyor:
| Konu | Taslakta öngörülen |
|---|---|
| Bölge sınıflandırması | TS EN 12464-2'deki E0, E1, E2, E3 ve E4 çevre sınıfları ve her sınıf için ayrı aydınlık düzeyi sınırı |
| Gözlemevi çevresi | Ulusal gözlemevlerinin 30 kilometrelik yarıçapında yalnızca tek renkli kehribar (588 ile 590 nanometre) lamba |
| Gökyüzüne ışık | Toplam ışık akısı 100.000 lümenden büyük ışıkların gökyüzüne yöneltilmesi yasak |
| Saat kısıtı | Mimari aydınlatma ve vitrin ile reklam ışıkları en geç saat 22.00'de kapanıyor, park ve bahçelerde 22.00'den sonra kademeli kısma |
| Yaptırım | Işık akısı sınırının %15 aşımında 1000 lümen başına 800 lira, %40 aşımında 10.000 lira. Gökyüzüne 100.000 lümenin üzerinde ışık ya da lazer tutmak 100.000 lira ve derhal sonlandırma. İhlali kamu kuruluşu yaparsa cezalar iki katına çıkıyor |
Taslak henüz onaylanmadı ve yönetmelik hâline gelmedi. Yayımlandığı takdirde altı ay sonra yürürlüğe gireceği belirtiliyor. Yani bugün itibarıyla Türkiye'de dış aydınlatmanın ışık kirliliği boyutunu bağlayıcı biçimde düzenleyen bir metin hâlâ yok.
Gözlemevi çevresinde kehribar lamba şartı, bu yazıdaki spektrum bölümünün doğrudan karşılığı. 22.00 kısıtı, 2020 verisinin gösterdiği şeyin kural hâline gelmesi: ışığı kapattığınız gece etki bitiyor. Ve cezaların kamu kuruluşları için iki katına çıkarılması, sorunun büyük bölümünün belediye ve kurum aydınlatmasından kaynaklandığının kabul edilmesi anlamına geliyor.
Ne yapılabilir: dört soru
Tanımın dört bileşeni doğrudan dört karar noktasına çevriliyor. Hiçbiri karanlıkta yaşamayı gerektirmiyor. Hepsi aynı görünürlüğü daha az ışıkla elde etmeyi hedefliyor.
1. Nerede: gerçekten gerekli mi?
En ucuz ışık, yakılmayan ışıktır. Gece kimsenin geçmediği bir yürüyüş yolu, kapalı bir vitrin, boş bir cephe. Aydınlatma kararının kendisi sorgulanmadan armatür tartışmasına geçmek, yanlış soruyla başlamak demek. Süs ve cephe aydınlatması bu başlığın en tartışmasız kalemi, çünkü hiçbir güvenlik veya görüş işlevi taşımıyor.
2. Ne kadar: aşırı aydınlatma yaygın
Çoğu otopark ve yaya alanı, standardın gerektirdiğinden kat kat parlak. Işığı azaltmak burada görüşü çoğu zaman iyileştiriyor, çünkü göz kamaşması düşüyor ve göz karanlığa uyum sağlayabiliyor. Aşırı aydınlatılmış bir alanın hemen yanındaki karanlık, gözün adapte olamadığı bir kör bölge yaratıyor. Kaza riskini artıran şey ışığın azlığı değil, işte bu kontrast.
3. Hangi yöne ve hangi renkte
Yön kararı tek cümle: yatay düzlemin üzerine ışık çıkmasın. Renk kararı daha az bilinir ama en az onun kadar belirleyici ve yukarıdaki spektrum grafiği bunun sayısal karşılığını veriyor.
4. Ne zaman: gece boyunca aynı mı?
Trafiğin kesildiği saatlerde tam güçte yanan aydınlatma tanım gereği israf. Gece yarısından sonra yarıya kısma, hareket sensörü ya da zaman rölesi hem faturayı hem gök parıltısını doğrudan düşürüyor. 2020'nin verisi bunun ölçülmüş kanıtı.
Işık kirliliğiyle mücadele, şehirleri karartmak anlamına gelmiyor. İyi tasarlanmış aydınlatma zemini daha okunur yapıyor, kamaşmayı azaltıyor, enerji faturasını düşürüyor ve gökyüzünü koruyor. Bu, çevre sorunları arasında maliyeti negatif olan ender bir kalem.
Politika düzeyinde üç somut adım
- İhale şartnamesi. Belediye aydınlatma ihalelerine ULOR ve renk sıcaklığı şartı koymak, mevzuat değişikliği gerektirmeyen ve etkisi doğrudan ölçülebilen tek adım. Yönetmelik çıkmasını beklemeye gerek yok.
- Aciliyet sıralaması. Bu yazının Doğu Anadolu bulgusu, korunacak alanların seçiminde bir öncelik listesi sunuyor. En hızlı bozulan yerler en önce korunmalı, çünkü karanlık gökyüzü alanı ilan etmenin en ucuz olduğu an, alan hâlâ karanlıkken.
- Tampon bölgeler. TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi çevresinde ve deniz kaplumbağası yuvalama kıyılarında aydınlatma sınırı tanımlanması. Yeni taslak gözlemevi için 30 kilometrelik bir yarıçap öneriyor, kıyılar için benzer bir tanım henüz yok.
Bireysel düzeyde
- Kendi ışığınızı yönlendirin. Bahçe ve cephe aydınlatmasını aşağı doğru kısıtlamak, perde kullanmak. Küçük görünüyor ama toplamı büyük.
- Ölçün. Globe at Night ya da SQM ile düzenli gözlem kaydı, bu raporun ölçemediği şeyi üretir: gözle görülen gökyüzü parlaklığını. Kendi sahanızın eğrisini çıkarmak, ulusal ortalamadan çok daha kullanışlı.
- Başvurun. Aşırı veya yanlış yönlendirilmiş sokak aydınlatması için belediyeye yapılan başvuru, ölçülebilir sonuç veren en pratik yol.
Astrofotoğrafçı için pratik sonuç
Bu verinin gözlem planınızda somut bir karşılığı var ve birkaç maddede özetlenebilir.
Saha seçiminizi tazeleyin. Beş yıl önce iyi olan bir nokta bugün aynı yerde olmayabilir. Kırsalın yılda %4,6 hızla arttığı bir ülkede, hep gittiğiniz yer sessizce bir Bortle basamağı kaybetmiş olabilir. Yılda bir kez SQM ölçümü almak, bunu tahminden çıkarıp veriye çeviriyor.
Doğu hâlâ en iyi tercih ama acele edin. Doğu Anadolu kırsalı mutlak değerde ülkenin en karanlık bölgesi olmayı sürdürüyor. Aynı zamanda en hızlı bozulanı. Uzun soluklu bir proje için karanlık saha arıyorsanız bu iki cümle birlikte okunmalı.
Filtre beklentinizi güncelleyin. Geniş bant ışık kirliliği filtreleri sodyum çağında yazılmış ürünlerdi. LED zemininde aynı kazancı vermiyorlar. Dar bant çalışmak, şehir yakınında hâlâ işe yarayan tek strateji.
Süre bütçenizi gökfona göre kurun. Bortle'da bir basamak, aynı sonuç için kabaca iki katı entegrasyon demek. Hedef seçerken bunu baştan hesaba katmak, üç gecelik bir projeyi altı geceye çıkarmaktan iyidir.
Verinin tamamı
Aşağıdaki tablolar yazıdaki bütün grafiklerin kaynağı. Ulusal göstergeler yıl yıl, on il ve altı kırsal bölge için başlangıç ve bitiş değerleri, yüzde değişim ve yıllık bileşik büyüme.
Kaynaklar ve ileri okuma
Türkçe
- Bülent Aslan, Işığın Kirli Yüzü: Işık Kirliliği, ADA Kitaplığı, Ankara, 2018 (ISBN 978-605-81038-0-1). S.S. ADA Eğitim Kooperatifi ile Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği işbirliğiyle yayımlandı. Bu yazının sağlık, güvenlik, enerji ve mevzuat bölümlerindeki araştırma sonuçlarının çoğu bu kitaptan geliyor. Türkçede konuyu bu genişlikte ele alan ilk kaynak.
- isikkirliligi.org: ışık kirliliğinin Türkçe tanımı, TİKE projesi ve kapsamlı kaynakça.
- Işık Kirliliği Yönetmelik Taslağı güncellendi: Elektrik Tesisat Portalı Işık Kirliliği Çalışma Grubu'nun 5 Mart 2026'da bakanlığa sunduğu taslağın içeriği.
- Uluslararası Astronomi Birliği ışık kirliliği broşürü, Türk Astronomi Derneği çevirisi.
- TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi: gözlemevi çevresindeki aydınlatma çalışmaları.
- BAAK Işık Kirliliği Manifestosu.
- TS EN 12464-2: dış aydınlatma standardı. ULOR, kamaşma ve komşu alanlara sızma ölçütlerini tanımlıyor.
Uluslararası
- Kyba, C. C. M. vd. (2023). Citizen scientists report global rapid reductions in the visibility of stars from 2011 to 2022. Science, 379(6629), 265-268.
- Falchi, F. vd. (2016). The new world atlas of artificial night sky brightness. Science Advances, 2(6).
- Türkiye'nin VIIRS verisiyle zamansal ışık kirliliği analizi (2021). 2012 ile 2019 arasında toplam yayılan ışık enerjisinde %80 artış buldu.
- Cabrera-Cruz, S. A. vd. (2018). Light pollution is greatest within migration passage areas for nocturnally-migrating birds. Scientific Reports, 8.
- Sanders, D. vd. Pervasiveness of Biological Impacts of Artificial Light at Night. Integrative and Comparative Biology, 61(3).
- DarkSky International: yaban hayat ve ekosistem etkileri.
Harita serisi lightpollutionmap.info ve Falchi vd. (2016) Dünya Atlası verisine dayanıyor. Lisansı CC BY-NC 4.0, yani atıf zorunlu ve ticari kullanıma kapalı. Yazıdaki endeks bu haritalardan türetilmiş göreli bir göstergedir. Oranlar ve eğilimler güvenilir, mutlak değerlerin fiziksel birimi yoktur.